BeyazKalemler Logo
Anasayfa
Şiir
Öykü
Mektup
Deneme
Kitap
Sinema
Söyleşi
Linkler
Künye
Üye Ol Şifremi unuttum İletişim
Anasayfa Recep Şükrü Güngör  
YASAK BÖLGE
İkinci yeniden sonra bir şiir akımı olacaktır elbette. Bu akımın kurucularında biri, en önemlisi belki de, Cafer Keklikçi olacaktır.
YASAK BÖLGE

 

YASAK BÖLGE

 

 

Şiir, mekanı bir desen olarak kullanır ve tamamen siler.

Şiir, şairin sözcüklerini, vicdanını, ruhunu, hayatını emri altına alır.

Şiir, bazen odaklanılmış bir andır; bazen bu anların bütünüdür. Kimi şiirde bu anlar bile yoktur.

Şiir, Türk edebiyatında güçlüdür. Çünkü, kökü çok eskiye dayanır. Yani bizde şiir geleneği olan bir eylemdir. Şiirin bizde varlığı, bizim varlığımız kadar eskidir. Hoca Dehhani, Yusuf Has Hacip, Edip Ahmet Yükneki, Şeyyat Hamza, Yunus Emre, Karacoğlan, Fuzuli gibi dev kamet şairlerden önce, henüz İslamiyet’le tanışmadığımız dönemde Yolluğ Tigin, Aprınçur Tigin, Çuçu gibi tanınmış şairlerimiz vardı. Şiirle yaşayan bir toplumduk. Bu, sonraki dönemlerde de böyle olmuştur. Osmanlı’dan kalanlar arasında şiirin en çok yeri kaplaması, bunun en bariz göstergesidir. Bu köklü gelenek Cumhuriyet döneminde de büyük kametlerle temsil edilmiş, günümüze kadar ulaşmıştır. Akif, Nazım, N. Fazıl, S. Karakoç, Cemal Süreyya, Fazıl Hüsnü’lerden sonra iki binli yıllarda genç kuşak arasında Cafer keklikçi, dizeleriyle bu büyük imlada yer almayı başarmıştır.

Cafer Keklikçi, şiir tarihini okumuş, aruzdan, heceden, serbest tarzdan nasiplenmiş, sonunda da kendi tarzını kurmaya koyulmuştur. Postmodern zamanın hızlı yaşayan, evine yetişme telaşıyla yürüyen insanına nefes aldıracak, onu bir yerde durdurup düşündürecek şiirler kaleme almıştır.

İnsan olmanın yükünü sırtlanmıştır. Bu bilinç onu başka kılmıştır.

Herkes iyidir belki ama o (şâir) asla iyi değildir. “bende kıyamet öyle bilindiği gibi kopmuyor/ bende kıyamet Ahmet/ bende kıyamet otuziki dişimden başlıyor kopmaya”. Kurmaca dünyaların huzursuzluğundan değil, salt muhalefet olması için de değil, onda içinde bulunduğu dünyanın huzursuzluğu vardır. Emaneti taşıma, anlama, yorumlama huzursuzluğu…

Nereden tutulsa dökülen bir hayatın tamircisidir o. Yeni bir hayat inşacısıdır. Yaşam karşısında sıkı durmak zorundadır. Çünkü, dünyanın kalbi onda (şâirde) atmaktadır.

 

Keklikçi’nin şiirlerinde bir merkezde anlatıcı var ama anlatıcı merkez değildir. Bireyden çıkıp evrene ulaşılan bir merkez bu.

Parçalardan bütüne, çok şeyden bir şeye varılıyor. Şey’ler tek’e, tek’ler de şey’lere ulaşıyor.

 

Herkes İyi şiiriyle görüşlerini dile getiriyor şair. Hayata ironi ile baktığını açıkça gösteriyor. Sevgiyle bakıyor insanlığa lakin insanın sevgi ülkesini bozan kişi/unsur/olayın da karşısında duruyor.

İçinde bulunduğu dünyanın/hayatın huzursuzluğu vardır. Kelimelerle düzeltmeye çalışır lakin şâir bir duvar ustası, bir taş yontucusu değildir. Taş ustasının üç beş çekiç darbesiyle taşlar düzelir ama toplum böyle üç beş kelimeyle/sözle/şiirle düzelecek kadar uyumlu değildir.

Şair söz ustasıdır. Söz ustalığı yıllarca çalışmayı/ emek etmeyi göze almak demektir. Şairin sözle yapmaya çalıştığı yapı bir ömür kadar uzun zaman alır. Şair aceleci değildir. Sabırdan bir sütun gibi toplumun karşısında, toplumu uyarır.

Ondan geriye en büyük miras “söz”dür. En kalıcı mirasın sahibi böylece, şairdir.

Neresinden tutsa dökülen bir hayatın tamircisidir şair.

Pencereden başlıyor bizim şair de. Bir perşembe günü çok ilginç geliyor örneğin. Yüksek şiir sarayının penceresinden bir arazi, bir yolculuk, herhangi bir gün sıradan şeyler değildir. Rüzgarda uçuşan, uçuşurken buruşan bir kadın eteği de sıradan değildir.

Baudelaire “eskilere borçluyuz bütün güzelliği” diyor. Yasak Bölge şairi Sıkı Pencere’de Ortadoğu’nun kalbinden bir gül kaldırıyor. Nedir bu gül? Türkiye’dir, Mekke’dir, Akdeniz’dir, Maraş’tır, İstanbul’dur, Kahire’dir. Belki de göz göre göre kaybolup giden Bağdat’tır. Bağdat gülü tasavvufta meşhurdur. Şair elbet sadece Bağdat demiyordur.

İnsanlar çift yaratılmıştır. Kadınsız olamaz erkekler. Ama şair “beni kışkırtan basmada değilim” diyor. Âdem’e ilk kez Âdem diyen insan bir kadındı, Havva’ydı. Lakin yirmibirinci yüzyılda, medeniyetler çağında kadınlar meta gibi satılıyor. Şair bu yanlışı kapatmanın yollarını arıyor. Yani, toplumun tersine kürek çekmeyi sürdürüyor.

İnsan üstün varlıktır. Meleklerden de üstündür. Bunun için dağların kapanışını meleklerden önce biliyorum diyor. Böylece şair insana dönmeyi önceliyor. “kocaman ormanlar gibi kendi kendime sarıldım.” Boudlaire gibi, Rimbaud gibi, Rilke gibi semboler kullanarak, kutsal, tarihi miolojik unsurlara vurgu yaparak şiir örgüsünü kuruyor.

Yeni bir inşacı olan şâir karşısındakileri tamamen reddediyor. “hiçbir işime yaramıyor çizdiğin dünya”. Karşısındaki, patronlar, kurumlardır, işe yaramaz dostlarıdır, toplumun tamamıdır. Şair bir yanda diğer bütün bir yanda. Yeni dünyasını kuruyor böylece şair.

Şairin hayatı kaynayan bir kazdır. Kazan ocaktan asla inmez. Bunun için Buharalı bir müminin acısı kadar İsrailli bir Yahudi’nin acısı onu yaralar.

Sembollerin elbisesini ironik giyiniyor şair. Yaratılmışların orta yerine dikelip konuşuyor: “karıştırıyorum etten kemikten yaratılan ırmakları”.

Yaşamın imlasını yeniden kuruyor. Kendine özgü bir imla bu. Şiirin, sözün gücünü gösteren bir imla. Kırılan yanlarıyla hüzünlü şarkılar söyleyen şehirli bir imla. Kuşluk vakti üzüm toplamaktan dönen kadınların yürüyüşü denli âhenkli, mahzun, mesut bir imla.

çiçekler çiçek olduğunu bilerek geliyor”. Şair sosyal meseleleri çözmeye başlar. Referans verir. Açıkça söylüyor, gel ama ne olduğunu/aradığını bilerek gel, diyor.

Şair hayatın kıyısında yaşayan adamdır. Hayatı denize benzetirsek; Sadi-i Şirazi gibi karada olmayı işaretler Keklikçi. Karada/ kıyıda olmak emniyette olmaktır. “bir kıyıyı durmadan gözlerine uygulayın.”. Toplumlar hayat denizinin günlük dalgalarıyla boğuşurken şâir, kıyıda, olanları yorumlamaktadır.

İkinci yeniden sonra bir şiir akımı olacaktır elbette. Bu akımın kurucularında biri, en önemlisi belki de, Cafer Keklikçi olacaktır.

 

                                                                                                                                                              RECEP ŞÜKRÜ GÖNGÖR

Yorum Yaz | Sayfayı Yazdır
 
 
Üyeler
>  YAZARLAR
 
Ali Pektaş
Cahit Yağmur
Çağla Göksel Çakır
Deral Baran
Elif Konar
Elif Şeydâ Ö.
Fatma Zehra
Hıdır Ala
Hilal Küçük Özdamar
Murat Tokay
Nihat Dağlı
Recep Şükrü Güngör
Turhan Bozkurt
Yüsra Mesude Arslan
 
>  EN ÇOK OKUNANLAR
 
Bilmem ki
ANSIZIN
OYUNCAK
YAŞAMIN GİZEMİ
Su güzeli
İNCE BİR SIZI
RECEP ŞÜKRÜ GÜNGÖR İLE SÖYLEŞİ/ İbrahim Gökburun
GENÇ YAZAR ADAYINA ÖĞÜTLER!
GECE MÛSIKÎSİ
AY VAKTİ
Web Tasarım
SEO