BeyazKalemler Logo
GENÇ YAZAR ADAYINA ÖĞÜTLER!

GENÇ YAZAR ADAYINA ÖĞÜTLER!

Ali Çolak bir yazısına ‘Ne kadar çok yazar olmak isteyen var’ diye başlar ve gençliğinde şiirler, öyküler yazan birçok kişinin bu hevesinin yazma işinin gerçek nedenlerine yaslanmadığından kaybolup gittini söyler.

 

Ali Çolak bir yazısına ‘Ne kadar çok yazar olmak isteyen var’ diye başlar ve gençliğinde şiirler, öyküler yazan birçok kişinin bu hevesinin yazma işinin gerçek nedenlerine yaslanmadığından ve yazarlık mesleğinin gerekleriyle beslenmediğinden kaybolup gittiğini söyler. Yazının o ince uzun yolunu kat etmeyi göze alamayan gençler çoğu kez hayal kırıklığıyla baş başa kalır. Çünkü yazmak bir dağı tırmanmak gibidir. Tehlikeli ve güçtür ama bir o kadar da heyecan vericidir…

Bu yazıda tanıtacağımız kitap bu zor yolculukta bir rehber olarak kabul edilip okunabilir. Özenle hazırlanıp basılmış kitap Yazarlık Ağacı (Sütun Yayınları) ismini taşıyor. Kitabın yazarı Said Türkoğlu ‘Bu çalışma yazmaya yeni başlayanlar için bir yüreklendirme ve teşvik düşüncesiyle kaleme alınmıştır”  notunu düşmüş. Büyük bir kısmı Yitik Düşler dergisinde yayımlanan yazıların toplamından oluşan kitapta; yazar olma aşamaları teknik, düşünce ve duygu boyutlarıyla ele alınıyor.

Kitabın sayfaları arasında gezinirken yıllar önce okuduğum Jean Paul Satre’ın Yazmak nedir başlıklı yazısını hatırladım. Satre yazmanın varoluş nedenlerine ve pratiğine ilişkin birçok temel soruya cevap aradığı bu yazıda kendini ifade etme konusunu ‘sözü olmak’ ile ‘yazısı olmak’ bağlamında bir ayrım getiriyordu. "Yazış diye bir şey vardır ortada. Birtakım şeyleri söylemeyi seçti diye değil, bir takım şeyleri şu ya da bu biçimde söylemeyi seçti diye yazar olur insan. Evet, düzyazıya değerin veren yazıştır" görüşünü savunuyordu.

 

Yazar Sait Türkoğlu da kitap boyunca söyleyecek sözü olanlara onu nasıl söylemesi gerektiği konusunda yol gösteriyor. Bunu yaparken yazar olmak konusunda birtakım kestirme yollar önermiyor, bir anda yazarlık tahtına çıkaracak sihirli değnek vaat etmiyor. Aksine yazar adaylarına aklı başında bir okuma sürecine katlanmayı, kendi iç sesini dinlemeyi, sabırlı olmayı, bir fikir olgunluğu sergilemeyi ve bütün varlıklara karşı duyarlı olmayı salık veriyor. Zaten adına yazarlık denilen ruh gönül fikir yolculuğunda hiçbir hazır formül işe yaramıyor.

 

‘Yazmak bir insanlık ödevidir. Bu ödevin sorumluları da yazmaya karşı yeteneğe ve coşkuya sahip olanlardır” diyen Türkoğlu yazar olmak için yeteneğin şart olduğu vurguluyor. Yazara göre sınırlı bir yetenekle ancak sıkı yazışma metinleri, sağlam yapılı mektuplar kotarılabilir. Okurun gönlüne uzanan nitelikli edebi metinler sadece kişilik kumaşında gerçek sanata elverişli desenler bulunan kalemlerden çıkabilir.

 

Yazarlık ağacı dört bölümden oluşuyor. Sait Türkoğlu kitabın birinci bölümünde genç yazar adaylarına öncelikli olarak nitelikli bir okuma evreni kurmayı tavsiye ediyor. Altyapı ve Beslenme adını taşıyan bu bölümde Türkoğlu, bir yazar adayının hangi donanımla yola çıkması gerektiğini anlatıyor. Zihni bir faaliyet olarak görülen yazarlığın daha çok kalbe akraba bir duyarlılık olduğunun altını çizen yazar, kalem ustalığına nasıl erişilir sorusunun cevabını arıyor.

İkinci bölümde Yazma denemelerine yer veren Türkoğlu, üçüncü bölümde Üslup konusunu işliyor. Yazar bu bölümde “Her şeyden önce üslup dille kurulur.Ve dil zevkinin oluşması, coşkulu bir seyirle süre giden okuma-yazmaların kazandırdıklarıyla doğru orantılıdır” diyor. Kitap yazmakla doğrudan ilgili denemelerle son buluyor. Kitabın bazı bölümlerinden sonra Sezai Karakoç, Cemil Meriç, Salah Birsel, Ahmet Turan Alkan, Sadık Yalsızuçanlar, Ali Çolak, Nihat Dağlı gibi usta kalemlerin ürünleri yer alıyor

 

 

Kitaptan satır başları:

 

Anı, günlük gibi çok özel türlerle içimize doğru samimi ve derin yolculuklara çıkmamız, üslubumuzu pekiştirir. Resmi ve soğuk satırların yazarı olmaktan kurtarır bizi.

 

Aslında günlükle başlamalı yazmaya. İçimizi samimiyetle şerh etmeli. Duygularımızın derinliklerine inmeli. Kendi kendimizle halleşmeli, ta ki

ruh halimizle bağ kurabilen bir dile varabilelim.

 

Fıtrata yazmanın bir ödev olduğunu kabul ettirinceye kadar bir disiplin çerçevesinde yazmayı sürdürmek, içimizdeki cılız istek damarlarını güçlendirir. Her gün yazmaya vakit ayıran insanın yetileri (melekeleri) yaptığı işin gereklerini göre gelişim sürecine tabi olur.

 

Yazarlıkta hayal gücünü yerli yerinde işletmekle birlikte önemli olan, hayatı bir kaynak olarak görmek, anılardan ve çocukluğun tükenmez denizinden yeterince faydalanmaktır.

 

Yazarın kelimelerle macerası maden-kuyumcu ilişkisi gibidir. Yazar kelimelerle dostluk kura kura onlara kendi ruhunun ve kalbimin sırlarına ortak eder ve kelimelerin canlı ışıltılı varlıklar haline gelmesini sağlar.



Kaynak:

Eklenme Tarihi : 2007-05-07 00:22:13
Değişiklik Tarihi : 2007-05-07 00:24:46
Okunma Sayısı : 12401
İnternet Altyapısı : Ejder Bilişim